Rok ne ola ki?

Soru: Bu rok olayı nasıl oldu?

Cevap: Çok iyi de oldu, çok güzel iyi oldu tağam mı? Şimdi meselam, bu roh olayını çok karıştırdılar. Hah, aralarında bir fark kaldı, o farkınan çok guzel oldu. Meselam, herkezin rohuna kimse karışamaz. Ha nasıl karışamaz? Ben bu şekil roh yaparım, öteki şu şekil roh yapar, şu şekil roh yapar. Ha, hiç kimsenin kimseye karışmaya bir hakkı yok, özgürlüğü bidir. Ha, roh iyi olmayan bir hamle olarak gelebilir amma lakin ki öyle değildir. Eyyorlamamız bu kadar. Haydi hayırlı işler.

Bir efsaneye göre ise şöyle olmuş da olabilir:
Bu Rokadamlar Rokofisi kurarken büyük bir heyecanla ayağa kalktık düşünürler. Bakarlar ki yoruluyorlar "oturalım bari" derler. Sonra oturup düşünürler (çok zekice). Sonra tebdil-i mekanda ferahlık vardır deyip, düşünüp taşınırlar. Bakarlar olmuyor, sağa bakarlar, sola bakarlar, kadim metinleri karıştırırlar, Kutadgu Bilig'e bakarlar, Katip Çelebi'ye danışırlar bir türlü olmaz. Efsane bu ya birden Rokadamlardan birinin aklına über bir soru gelir. Der ki: Satranç tahtası acaba neden 64 kareden oluşuyor? Arar, tarar tatmin edici bir cevap bulamaz. "Amman be, zaten satranç beni sıkar, üçüncü hamlede rok yapar çekerim şahı kenara" der.

İşte o an başka bir Rokadam mikrofonu eline alır ve "Durun! Şahı kenara çekmeyelim, rok yapalım lakin şah çekelim! Hatta ismimizi rok yapıp dijital aleme şah çekelim (über gaz)!" der. Sonra bakarlar ki ofisleri de var, hadi bari adımız Rokofis olsun da kimsenin gönlü kalmasın derler. Sonra da derler amblemimiz de kale kafalı bir adam olsun. İşte hikaye budur.

Bir sanskrit metninde yazanlara göre ise yeni kuracakları işe bir türlü isim bulamayan iki bilgenin geyik muhabbetiyle ortaya çıkmış bu isim.

Öyle ya da böyle, işi gücü olmayıp da Rok'u ciddi ciddi merak edenlere bir üstaddan geliyor: Nasıl Rok Yapılır?.